Doğumuyla birlikte sosyal bir varlık olan insan, bebeklikten başlamak üzere ilk olarak ebeveynlerinin öz güvensiz olarak yetişmesiyle birlikte, yapma, dokuma, sen sus çocuklar konuşmaz ve her şeye karışmaz, sen bilmezsin, sen yapamazsın bak ben demeden yerinden ayrılma v.b gibi kendine güvensiz ve tek başına hiçbir şeyi yapamaz ve yanlış yapmanın bedeli olan ceza veya dayak yeme algısıyla yetişen çocuk okula başladığında da öğretmenleri ve okul yöneticileri tarafınca sadece kurallara uygun hareket etmeyi ve kurallara riayet edilmedi mi de karşılığında bir ceza karşılaşacağı bir düzen mevcuttur.
Çocuk söz hakkı istediğinde verilmeyen bir söz, yapmak istediğinde yaptırılmayan bir organizasyon çocukların liderlik, ekibin bir parçası olma, organize etme, yönlendirme, kendi başına bir şeyler yapma, yaratıcı düşünceleri ve arzusu körelmektedir.
Çocuklar büyüyüp liseye gittiklerinde de bu duygu ile yetiştirildiğinden bekledikleri olay talimat ve kurallara uymak ve yaratıcı düşünce ve fikirden yoksun olarak gençlik dönemini geçirmektedir.
Bu gelişmelerden sonra iş hayatına atılan gençler bulunmuş olduğu organizasyonda aynı aile ve okul döneminde olduğu gibi yapacağı iş ve görevi talimatları yapmak ve iş yerinde öneri ve çözüm odaklı çalışmaktan ziyade robot gibi kurulu ve yönlendirmelerle hareket etmek olmaktadır.
Bu anlayış bu şekilde devam ettiği sürece ülkede yapıcı ve yenilikçi düşünce hatta yeni icatlar ve yeni çözüm yolları bulmaktan ziyade önüne gelen işi sorgusuz ve yargılamadan yapmak, iş saatini geçirip evine giderek, tabiri caizse evden işe, işten eve gidip ay sonunda alacağı maaşı bilerek çalışmak, hem kendisinin kariyerine ve gelişimine bir şey katmadığı gibi işyerine de fazla katkıda bulunup öneri getiren, sorunları çözen ve gerektiğinde inisiyatif kullanmaktan uzak bir personel olarak hayatını devam ettirir.
Bu şekilde yaşam hem manevi katkı vermediği gibi, kişinin hayatı monoton ve amacı olmayan bir yaşam şekline dönüşür. Neticesinde ileride ki safhalarda tatminsizlik, bunalım, işini sevmeme, iş değişikliği isteği ve hatta bunun ailesine de yansıması sonucunda şiddetli geçimsizlik ve boşanmalar da söz konusu olmaktadır.
Adalet, eşitlik, bağımsızlık, özgürlük ve kendini ifade duygusunun eksik ve fazlalığı insanın kendine olan saygı ve özgüvenini menfi ve müspet yönde etkilemektedir.
Yapılacak bir şey var oda, çocukların doğumundan başlayarak okul çağından ve iş hayatından başlamak üzere kendine güvenini sağlayacak tavır ve davranışlar, öğrenim ve eğitimin unsurlarının öz güvene dayalı olarak dizayn edilmesi gerekmektedir. Böylelikle yaratıcı düşünce ile toplumda katılımcılık ve sorun çözme olayları artacak, kendini ifade eden bir nesil yetiştirmiş olacağız.
İş yerleri katılımcı ve çalıştığı yerde sorunları ve problemleri çözen, öneri getiren ve iş yeri ve kendi için bir kariyer planlamasıyla kendi ve işyerine kazandıracağı iş ve üretkenliğiyle manevi olarak da tatmin olmuş bir nesil için şimdiden düğmeye basıp gelecek neslimizi kurtarmamız ve geleceğe daha ümitli bakmamız gerekmektedir.
